doğal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Mevsimsel Alerjiler İçin 7 Çözüm!

Bahar yılın ilham verici ve gençleştirici ayıdır. Fakat bazılarımız için ılık hava ve güneş o kadar da mutluluk verici olmaz. Çiçekler ve yeşillikler kimilerimiz için akan burun ve kaşınan gözler anlamına da gelebilir.
Bu zamanlarda size yardımcı olabilecek doğal ve basit tavsiyelerimiz:
1. Elma sirkesi alın
Bir bardak suya bir çorba kaşığı elma sirkesi koyup sabah kalkınca ve gece yatmadan önce için.
2. Sabahları ağzınızı ayurveda tekniği ile yağlayın
Susam veya Hindistan cevizi yağı kullanabilirsiniz. Sabah kalkınca 1/2 veya 1 kaşık yağı ağzınıza alıp 5-20 dakika arası tutun. Çok faydasını göreceksiniz.
3. Su için, sonra daha çok su için ve tekrar su için!
Ne kadar çok su içerseniz vücudunuz polenleri o kadar çabuk dışarı atar.
4. Her akşam banyo yapın
Saçınızda veya cildinizde kalmış polenler gece boyu sizi rahatsız edecektir o yüzden her akşam banyo yapın.
5. Eve gelince yeni temiz giysiler giyin
Dışarıdan eve her geldiğinizde üzerinizi değiştirin. Böylece giysilerinizdeki polenlerden kurtulun.
6. Nane çayı için
Nane çayı yatıştırıcı ve alerji ağrılarından rahatlatmak için lezzetli bir seçenektir. Anti-enflamatuar yararlarının yanı sıra, bir dekonjestan olarakta faydası vardır. Gevşemek ve gençleştirici bir uyku için yatmadan önce mükemmel bir seçimdir.
7. Isırganı deneyin
Bu bitkinin antihistaminik özelliklerinden faydalanmanın en kolay yolu tentür formunda kullanmaktır. Ama yapraklarını kuruttuysanız, çayını yapmak da faydalıdır. Tentür formu için, 3 saatte bir göz damlası olarak kullanabilirsiniz

Sağlıklı, güçlü bünyeli,  alerjisiz güner..

İsot: Mide Kanserinden Korur!


İsotun kelime anlamı eski Türkçe kökenli olup (ısı ve ot) anlamına gelen kelimelerin birleşiminden gelmektedir. Kırmızıbiberin rengi kararıncaya kadar kurutulması ve tekniğine uygun olarak öğütülmesiyle elde edilen pul biber türüdür.
Aşırı derece yakıcı acısı bulunmayan, bol miktarda glikoz içerdigi için (Alfatoksin) kanserojen madde içermeyen özelliklere sahip olması, Urfa isotunu diğer isotlardan ayıran en belirleyici özelliğidir.
Bibere karşı rahatsızlığı olan bazı insanların bile isota karşı aynı rahatsızlığı hissetmedikleri de tespit edilmiştir. İsotun acısı tat veren bir acıdır, ağzı yakmaktan ziyade hoş bir tat ve güzel bir koku verir. Ayrıca zengin bir vitamin içeriği vardır, özellikle C vitamini açısından çok zengindir ki bundan dolayı soğuk algınlığına da iyi geldiği bilinmektedir.
Güneydoğu’da kanser üzerine istatistiksel araştırmalar yapan Uzman Doktor Haluk Yeşilbağdan, Şanlıurfa’da mide kanserinin diğer kanser türlerine göre daha düşük oranda olduğunu ve bunun sebebinin isot tüketiminin fazla olmasından kaynaklandığını kaydetti.
Şanlıurfa isot tüketiminin fazla olmasından dolayı mide kanseri sıralamasında yedinci ve sekizinci sırada geliyor. Biz mide ve bağırsak problemi yaşayan hastalarımıza diyet verirken, biber ve biber ürünlerini kesinlikle yasaklamıyoruz. Gözlemlerimize göre isotun hiçbir hastalığa yan etkisi yoktur. Aksine antikanserojen bir yapısı bulunduğu için insan sağlığına gayet faydalı bir besin. Biz isotu sadece yüksek derece reflüsü ve hemoroidi bulunan hastalarımıza yasaklıyoruz” dedi. ( Uzman Dr. Haluk Yeşilbağdan)
Urfa ev isotunun farklı olmasının belli başlı nedenleri vardır, Fabrikada üretilen isot veya pul biberden farklı olarak üretilen ev isotu hem lezzet hem de görünüş olarak farklıdır. Peki ev isotunun bu kadar farklı olması nedeni nedir?
1- Biberler bir bir elle yarılır, sapı ve içindeki tohumları temizlenir.
2- Ev isotu fırında kurutulmaz, güneşin altında temiz beton zemin üzerinde kurutulur ve doğal yollarla terlemeye bırakılır.
3- Ev isotunun içeriğinde biber tohumu bulunmaz, çünkü temizlenirken ilk başta tohumlardan da temizlenir. Biberin tohumdan temizlenmesi çok önemlidir, aksi takdirde tohumun vereceği tat isotun gerçek tadını değiştirecektir.
4- Ev isotunun rengi ve tadı biberin doğal tadı ve rengidir, hiç bir renklendirici veya katkı maddesi içermez.
5- 1 kg Urfa biberinden maksimum 70 gr ev isotu çıkarılabilmektedir.
6- İsotun kararması için büyük poşetler içinde güneşin altında terletmeye bırakılır, fakat evde hazırlanmamış pul biber ve isotlar da bu yöntem farklıdır.
7- Biber kurutulma safhasında iken güneşin altına serilen biberin sadece dış kısmına zeytinyağı sürülür. Ev isotunda bu zorunlu bir işlemdir aksi takdirde isotun acısı rahatsızlık verir.

Sağlıklı, güçlü bünyeli, kansersin günler...

Kanserle Savaş Aç!


Sebze ve meyveler kanserle savaşan fito besinler yönünden oldukça zengin. Peki bu besinler en çok hangi meyve ve sebzelerde bulunuyor? İşte daha sık tükettiğimiz bildik kaynaklar ve sürpriz alternatifler…
Kanser Savaşçısı Süper Besinler
Beta karotein
*Havuç
*Kırmızıbiber, üzüm yaprağı, karahindiba
Lutein-zeaxantin
*Ispanak
*Maydanoz, karalahana, zeytin
Beta Cryptoxanthin
*Portakal
*Balkabağı, mandalina, papaya
Ellagic asit
*Çilek
*Ahududu, nar, ceviz
Resveratrol
*Kırmızı üzüm
*Ananas, yer fıstığı, böğürtlen

Sağlıklı kansersiz uzun ömürler.. :)

Kansere Karşı Edamame


 Japon restoranlarında karşımıza çıkan bu yeşil soya fasulyesinden evde de tüketmeye başlayabilirsiniz. Bir kase haşlanmış edamame, 11 gram protein ve 4 gram posa içeriyor. C vitamini, A vitamini, potasyum, demir ve magnezyumdan da oldukça zengin.
Bu kolay soyulan fasulyeler, günlük tüketmeniz gereken folik asit miktarının yüzde 100’ünü karşılıyor ki; bu sayede vücudunuz kırmızı kan hücreleri üretip, DNA hasarını engelleyerek kanser oluşumunu önlüyor.
B ve C grubu vitaminleri kan ile seyahat ederek idrar ile dışarı atılırlar. Vücutta tutulmazlar ve suda erime özelliğine sahiptirler. Bu nedenle B9 vitamini alımının sürekli yenilenmesi gerekir. Bir gün fazla yenip diğer günler yememek vücutta bozukluklara yol açar. B9 vitamininin özellikle bayanlar için ayrı bir önemi bulunmaktadır.

Folik asit
kanser ve kalp hastalığının bazı türlerine karşı koruyucu bir rol oynayabilir. Aynı zamanda bazı çalışmalarda kandaki folik asit düzeylerindeki bir azalmanın kadınlarda kolon kanseri riskini artırdığı yönünde bulgular vardır.

Sağlıklı günler, uzun ömürler, güçlü bünyeler efendim.. :)

Diyabette Beslenme Desteği!


Her kişi farklı olduğu için diyabetli bireylerin diyetleri de yaşam şekillerine göre farklılık gerektirir. Diyabetliler için tek tip diyet örneği yoktur.
Beslenme planı hazırlanırken en önemli nokta aksi bir durum yoksa diyabetli kişinin normal vücut ağırlığına getirilmesi ve korunması olmalıdır.
Beslenme planı yeterli ve dengeli olacak şekilde hazırlandığında kan şekeri normal seviyelerde kalır.
 Sağlıklı Beslenmenin Altın Kuralları:
*Şeker ve şekerli yiyeceklerden sakınınız.
* Posalı yiyecekleri tercih ediniz.
*Glisemik indeksi düşük yiyecekleri tercih ediniz.
Her yiyeceğin, yemek sonrası kan şekerini yükseltme hızları farklıdır. Bu, yiyeceklerin, kan şekerini yükseltme hızlarına “glisemik indeks” adı verilir. Genellikle posalı yiyeceklerin glisemik indeksleri düşüktür. Kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur, kepekli ekmek, elma, armut, portakal gibi yiyeceklerin glisemik indeksleri düşük; beyaz ekmek, patates, pirinç, havuç, muz, kavun ve üzümün glisemik indeksleri ise yüksektir. Glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler, kan şekerini hızla yükseltirler.
*Önerilenden fazla miktarlarda protein almayınız.
*Az yağ tüketiniz ve uygun yağı seçiniz, kolesterollü yiyeceklerden sakınınız.
* Tuzu az tüketiniz. Bazı diyabetlilerin doğru vücut ağırlıklarını sağlayarak hipertansiyon ile ilgili rahatsızlıklarında iyileşme olduğu görülmüştür.
*Alkolü kullanıyorsanız kulanım miktarınızı mutlaka sınırlayınız.

Sağlıklı günler efendim.. ;)

Akciğer Kanserinden Sakınmak için..



Bazı bitkiler ve besinler taşıdıkları vitaminler ve antioksidanlar ile akciğer kanserinin oluşumuna ve diğer akciğer hastalıklarına karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendiriyorlar;
A vitamini: A vitamini ve bu vitaminin öncü maddesi olan beta karoten, yapılan bilimsel araştırmalarda sigara tiryakilerine 8 yıl boyunca günlük belirli bir dozda verilmiş, ve bu denek grubundaki akciğer kanseri vakaları normal tiryakilere nazaran bir hayli düşük oranda seyretmiştir. Bu bilimsel sonuç ile a vitaminin akciğer kanserine yakalanma riskini azalttığı ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan Ispanak, marul, lahana, brokoli, kavun, şeftali, havuç, kayısı, kırmızı ve yeşilbiber gibi yiyecekler, sebzeler ile a vitamini almak sağlığımız açısından son derece büyük faydaları olacaktır. Diğer yandan a vitamini ve beta karoten alımını sadece besinler yoluyla almanın şart olduğunu söylememiz gerekir. Vitamin hapları ile A vitamini veya beta karoten alımı bu noktada hiç bir fayda sağlamaz.
A vitamini ve beta karotenden zengin besinler şunlardır;
Yumurta sarısı
Karaciğer
Süt
Ispanak
Havuç
Yeşilbiber
Kayısı
Yeşil sebzeler
Domates
Portakal, greyfurt
E vitamini: E vitamininin de a vitamini gibi değişik kanser türlerinin ortaya çıkmasına engel olduğu ve özelde akciğer kanserine yakalanma riskini bir hayli düşürdüğü bilinmektedir. Sigaranın içerisinde bulunan ve kansere yol açabilen 4000 den fazla toksik maddenin etkisini azaltan ve bu zehirli maddelerin vücuttan atılmasını hızlandıran bir vitamin olan e vitamini bağışıklık sistemini güçlendiren bir vitamin çeşididir. Kadınlar üzerinde yapılan araştırmalarda e vitaminince zengin besinlerle beslenenen sigara tiryakisi kadınlarda göğüs kanserine yakalanma riskinin bir hayli düştüğü saptanmıştır.
E vitamini bakımından zengin bazı besinler şunlar:
Badem
Fındık
Dolmalık fıstık
Patlamış mısır
Tahin
Kabak çekirdeği
Dolmalık biber
Kıvırcık
Nane
Sivri biber
Kereviz yaprakları
Keçiboynuzu: 6 adet keçiboynuzu, 1 lt suda 5 dakika kaynatılır. Aç karnına içilir. 21 gün kullanılır. 6 ayda 1 defa kür olarak uygulanır. Kansızlık için de son derece faydalıdır.
Ebegümeci Çayı: Kaynar suyun içine bir miktar ebegümeci atılır ve 5 saat bekletilir. Aç karnına bu çay içilir. Kaynatılmaz, demlenerek tüketilir.
Ebegümecinin Faydaları:
* Sindirim sistemine iyi gelir.
* Akciğer kanserini önleyici özelliği vardır. Akciğerleri temizler.
* Balgam söktürücüdür.
* Sigarayı bırakan kişilerde, akciğerleri 70 günde temizler.

Doğal Şifa Kaynağı:Üzüm Çekirdeği

İnsan vücudu tarafında sentezlenmeyen Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri üzüm çekirdeğinde bol miktarda bulunmaktadır. Omega yağ asitleri kalp hastalıklarında,tip 2 şeker hastalıklarında,prostat ve meme ve birçok kanser vakalarında, obezite de ve iltihaplı eklem romatizması gibi hastalıkların önlenmesinde, kandaki iyi kolesterol oranının yükseltilmesinde büyük rol oynar.
Bunun dışında üzüm çekirdeği, tespit edilmiş en güçlü antioksidandır. E vitamininden 50, C vitamininden 20 kat daha güçlüdür.Üzüm çekirdeği, antioksidan özelliği sayesinde insan vücudunda kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışarıdan sigara, alkol, kirli havayla alınan zararlı maddeleri etkisiz hale getirerek serbest radikallerin nötralize edilmesini sağlar.
100 gram üzüm besin değeri açısından 350 gram et ve 1.5 kilogram süte eş değer.Üstelik siyah üzüm hiç kolesterol içermiyor.Siyah üzüm, yağ asitleri, antioksidan özellikleriyle daha faydalı. Halkımız çekirdeksiz üzüm yerine çekirdekli üzümü tercih etmeli!
Üzüm Çekirdeğinden ilaç ta yapılmaktadır ve bu ilaçlar kanserli hücrelerin(kolon kanseri, pankreas, akciğer kanseri) tedavi edilmesinde önemli rol oynar.
Üzüm Çekirdeğinden hastalar da,sağlıklı insanlar da faydalanmalıdır.

Sağlıklı günler, güçlü bünyeler..

Bitkisel Şifa: Enginar

Enginar Bitkisi: Yumru şeklinde çiçekleri olan ve 2 metreye kadar uzayabilen bir bitki olan Enginar, A ve C vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, demir, manganez ve fosfor mineralleri açısından zengindir.
Enginarın Faydaları:
Enginar karaciğer için çok faydalıdır; karaciğeri korur ve karaciğer hastalıklarının daha çabuk iyileşmesini sağlar.
Karaciğer, böbrek ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olur ve böbrek kumlarını döker.
Sindirimi kolaylaştırır.
İdrar söktürücüdür.
Hücrelerin yıpranmasını engelleyerek yaşlanmanın etkilerini azaltır.
Sarılıkta faydalıdır.
Romatizma şikâyetlerini azaltır.
İshali keser.
Ter kokusunu giderir.
Ateş düşürücü ve iştah açıcıdır.
Kandaki şeker oranını ayarlar, kolesterolü düşürür.
Vücuda dinçlik verir.
Bedeni ve zihinsel yorgunluğu giderir.
Meme, rahim ağzı ve prostat kanserini önlemeye yardımcı olur.
Enginar kalbi ve damar sağlığını korumakta da etkilidir.

Yulaf candır!

Ortaçağdan beri ilaç ve gıda olarak kullanılır.
Yulafta sabit yağ, azotlu maddeler ve karbonhidratlar bulunmaktadır. Haricen yulaf lapası çıbanları olgunlaştırmada kullanılır. %5’lik çayı idrar çoğaltıcı, müshil, kuvvet verici olarak kullanılır. Nekahat döneminde ve çocuklarda kuvvet verici olarak tercih edilir.
Yulaf unu çocuk maması yapımında, ilaç sanayinde kullanılır. İktidarsızlığı, mide ve bağırsak bozukluklarını gidermede yardımcı olurken, kandaki şekeri düşürmek için kullanılabilir.

Sağlıklı günler dileriz..

Yeşil Çayın Faydaları Bitmyor..


Yapılan son bilimsel çalışmalarda, faydaları saymakla bitmeyen yeşil çaya yeni özellikler eklendi. Buna göre yeşil çay, tepeden tırnağa vücudun her hücresi için yararlı. Yeşil çay, ileri derecede anti-oksidan kapasitesiyle içeceklerin şahı sayılabilecek nitelikte. Özellikle güz mevsimine girdiğimiz şu günlerde, elimiz artık sıcak içeceklere doğru kayıyor. Sindirim problemleri yaşayanlar için yeşil çayın başka bir önemi var. Eldeki verilere göre yeşil çay tüketimi, sindirimi rahatlatıyor.
Çay, Asya menşeli küçük bir ağaç olan ‘camellia sinensis’ bitkisinin yeşil yapraklarından elde ediliyor. Beğenerek yudumladığımız siyah, yeşil ve oolong (beyaz) çayları aslında hep aynı bitkinin yaprakları. Çaylar toplandığı zaman yapraklar hemen oksitlenmeye başlıyor. Siyah çayda yaprakların tamamen okside olmasına izin veriliyor. Yeşil çayda, oksidasyon sürecine giren enzimler ısı yoluyla aktivitesini yitiriyor ve böylece kuruma sürecinde yapraklar yeşil kalıyor. Beyaz çaydaysa çay yaprakları ısıya tâbi tutulmadan evvel kısmen oksidasyona bırakılıyor.
Çay, beş bin yıldır insanlığa sağlık ve keyif sunan bir içecek. İlk olarak, Çinliler tarafından bulunmuş ve içilmiş, hatta uzun yıllar ilaç olarak kullanılmış. Doğru tüketildiğinde insan vücuduna büyük faydalar sağlıyor. Sudan sonra en çok tüketilen içecek çay, şeker veya sütle tercih edilmediğinde kilo kontrolü sağlıyor. Son yıllarda yeşil çay tüketimi artsa da ülkemizde en çok siyah çay içiliyor.
Obeziteye etkisi
Yeşil çayın içinde bulunan ‘epi-gallo-kateşin-3-gallat’ adlı öğenin vücuttaki yağ yakım hızını artırarak obeziteyle savaşmada rol oynayabileceği bildiriliyor. Günümüzde en popüler zayıflama yöntemleri arasında yeşil çay tüketmek geliyor. Araştırmacılar, yeşil çayla alınan kateşinin, sindirim sisteminde enzimlerin aktivitesini yavaşlatarak ve kalorilerin bağırsaklar tarafından emilimini azaltarak, kilo kaybını artıracağı üzerine yoğunlaşıyor. Bu yüzden yeşil çayın bir adı da “zayıflama çayı” olarak anılmakta.
Bağırsak hastalıklarına iyi geliyor
Cincinati Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, çayın anti-inflamatuvar etkisi incelendi. Kolit hastaları üzerinde yapılan incelemede yeşil çayda bulunan EGCG’nin kolite sebep olan inflamasyona engel olabileceği bulundu. Bununla birlikte araştırmacılar, ülseratif kolit ve Crohn hastalığı üzerinde yaptıkları çalışmalarda, yeşil çayın rahatsız bağırsak sendromunda da etkili olduğu sonucuna ulaştı. Ayrıca bilimadamları, yeşil çayın bağırsak kanseri üzerindeki etkisini araştırmaya devam ediyor.
Amerika’da gerçekleştirilen çalışmalar, yeşil çayın yağ oksidasyonunu artırdığını ve insülin duyarlılığını dengelediğini de gösteriyor. Yağ oksidasyonunun artmasıyla, egzersiz yapıyormuş gibi, depo yağlar enerjiye çevrilerek yakılıyor ve özellikle karın bölgesi yağları azalıyor. Sonuçlar, yeşil çayın insülinin vücutta daha verimli görev yapmasını sağlayarak diyabet riskini azalttığını da gösteriyor. SAĞLIKLI GÜNLER, GÜÇLÜ BÜNYELER!

Melisa otu bir dünya!


Melisa Otu beyaz çiçekleriyle, ince ve yumuşak tüylerle kaplı olan yapraklarıyla, limon kokan, çok dallı ve otsu bir bitkidir. Oğul otu olarak da bilinir. Muhteviyatında uçucu yağ, tanen, acı madde, reçine ve müsilaj bulunmaktadır.
Melisa otu faydaları açısından baktığımızda, başlıcaları, sinirleri yatıştırıcı etkisi; baş ağrısını, migreni, baş dönmesini, kulak çınlamasını, uykusuzluğu giderici olması; sara ve sinir krizlerindeki olumlu etkisi sayılabilir..
Ayrıca depresyon belirtileri görülen kişilerdeki ferahlatıcı etkisi, bunun yanında melankoli, huzursuzluk ve iç sıkıntısını gidermesi olumlu sonuçlarından sayılabilir. Kan şekerini ve tansiyonu düşürdüğü, hıçkırığı kestiği halk arasında bilinegelmiştir. Soğuk algınlığı için ve nefes darlığı belirtileri görülen kişilerde oldukça faydalıdır. Mide ve bağırsak gazlarını ve ağrılarını gidermesi kadar, beyin damarlarını açması ve hafızayı güçlendirmesi çok önemlidir.
Melisa otunun yaprakları kurutulduktan sonra kaynamış suda demlenerek hazırlanan oğul otu,melisa çayı keyifle içilebilir. Melisa bitkisinin yapraklarından elde edilen melisa yağı da çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır. Ayrıca, melisa otu tazeyken ezilerek çıkarılan suyu da kullanılır. Kaynatılarak vücuda sürülürse ter kokusunu giderir.

Sağlıklı günler, güçl bünyeler efendimm.. ;)

Zencefil..



Ünlü diyetisyen Ender Saraç, zencefilin olağanüstü yönlerini bizlere açıkladı. Saraç, zencefilin birçok derde deva olduğunu belirtti.

Soğuk algınlığı, nezle ve gribe karşı zencefil bu kış mutfaklarımızın vazgeçilmezi olacak.
Zencefil, kolesterolün düşmesine etkili olduğunu söyleyen Saraç, erkeklerde cinselliği güçlendirici bir özelliği olduğunu da belirtti. Ayrıca vücut direncini güçlendirdiği çok bilinen bir gerçek. Zencefil turşusu da, zayıflıktan şikayet edenlere oldukça faydalı.
Ender Saraç aynı zamanda, ıhlamurla birlikte zencefil çayının soğuk algınlığına oldukça faydalı olduğunu açıkladı.Saraç
“Toz zencefili bir baharat gibi yemeklerinize dökebilirsiniz. Taze zencefil çok güzel. Fiyatı uygun. Taze zencefili çok rahat bir şekilde evde yetiştirebilirsiniz. Zencefilin turşusunu yapabilirsiniz. İştahı az olan ve zayıf olup kilo almak isteyenler için zencefili iri parçalar halinde kırın, bolca limon koyun, kaya tuzu ve nohutla turşu yapın. İçine sarımsak da koyabilirsiniz.” şeklinde bizleri bilgilendirdi.

Sağlıklı günler, güçlü bünyeler efendim.. :)

Doğanın Hediyesi Antibiyotik Bitkiler!


20.Yüzyılın mucize şifası olarak tanıtılan olan antibiyotik, gereksiz yere ve yüksek dozlarda kullanıma bağlı direnç kazanan bakterilerle mücadelede yenilme aşamasına geldi. Doğal ya da bitkisel içerikli çözümlere başvurmanın tam zamanı!
Bilim adamları, dünya çapında önemli bir sağlık problemi olduğu söylenen antibiyotik kullanım sıklığı için hızla tedbir alınması gerektiğini belirtiyor. Kullanım sıklığında Avrupa’da ilk sırada yer alan Türkiye, risk altında olan ülkeler arasında gösteriliyor.
Prof. İbrahim Saraçoğlu’nun yaptığı çalışmalar sonucu kurusoğan, sarımsak ve pırasanın antibakteriyel (antibiyotik) ve ağrı kesici (analjezik) etkileri olan maddeler içerdiğini gördüğünü belirtti. Doğal antibiyotik güç, sarımsakta diğerlerinden daha fazladır.
Erişkin soğanın ağrı kesici etkisi ise maksimum düzeye çıkar. Aynı aileye (familya) ait bu üç sebze yetişkin evrelerinde kür olarak uygulandıklarında birbirlerinden tamamen farklı hastalıklara karşı direnç oluşturabilmektedirler. Ayrıca Pırasa, böbrekte oluşan litogen yapıya karşı etkili olurken, sarımsak ise vücudun bazı bölgelerinde oluşan plaklara karşı etkin rol oynayabilmektedir.
Prof. Saraçoğlu bizlere örnek bir kür de sunuyor. İltihaplı prostata bağlı ağrılara karşı bir hafta boyunca her gün iki öğün, sabah ve akşam ikişer adet orta boy kuru soğan preslenip yarım dilim ekmekle beraber tüketilir. Presleme esnasında çıkan soğanın suyunu ziyan etmeyiniz ve de kesinlikle tuzlamayınız. Soğanı presleme imkânı bulamıyorsanız, ağızda uzun uzun çiğneyerek beraberinde yarım dilim ekmekle beraber tüketebilirsiniz. Katı meyve sıkacakları, soğan suyunu çıkarmak için de mükemmel bir çözümdür. Kuru soğanın suda veya ateşte pişirilmeden çiğ olarak tüketilmesi gerekir.
Sağlıklı günler.. Mükemmel bünyeler..

Sinir Sistemi Hastalıklarına Bitkisel Çözüm :Çuha Çiçeği


Çuha çiçeğinin bilinen faydaları saymakla bitmez, ancak burada bazılarını anmak istiyoruz. İştah açtığıi vücuda rahatlık verdiği, kramp çözüzü olduğu ve idrar söktürdüğü halk arasında bilinen belli başlı faydalarıdır.
Bu bitkiden elde edilen çuha çiçeği yağı bir çeşit sinir sistemi hastalığı olan, halk arasında sık sık “MS hastalığı nedir “sorusuna maruz kalan Multipl Skleroz (MS)’a karşı oldukça etkilidir. Zaten çuha çiçeği sinir sistemi hastalıklarında etkin bir bitkisel çözüm kaynağı olması açısından çok önemlidir.
Kökleri ve çiçekleri kurutulduktan sonra suda kaynatılarak kullanılabileceği gibi, taze yaprakları haşlanarak da tüketilebilir. Özellikle haşlaması sinirleri yatıştırır ve uyku getirir. Böbrek hastalıkları belirtileri görüülen hastalarda fayda göstermektedir. Köklerinin haşlanması sonucu oluşan sıvı taş düşürmede ve idrar söktürmede bire birdir.
Çuha çiçeğinin bilinen faydaları arasında baş ağrılarını dindirmesi ve migren şikayetlerini azaltması sayılabilir. Astım bronşit tedavisi gören hastalarda göğsü yumuşatarak ve öksürüğü keserek tedaviye destek vermektedir. Bu şekilde hastalarda astım bronşit belirtileri azalmaktadır.  Sağlıklı günler..

Sofralarımızın Şifa Kaynağı Misafiri:Baharatlar



Baharatlar bir dünya! Yurdumuzda da birçok kültürde olduğu gibi, kullanılan baharatlar, verdikleri aromalarla yemeklerin lezzetine lezzet kattıkları gibi, vücuda sağlık verirler.

Yemekler hangi baharatla daha çok lezzetlenir? Bahartlar neye iyi gelir İşte bu soruların cevabını Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger verdi ve baharatların faydalarını da anlattı.
Acı kırmızıbiber: İştah açan bir baharattır. Yapılan araştırmalarda metabolizmayı hızlandırıcı özellikte olduğu kanıtlanmıştır. 100 gramı 318 kalori içerir. Sıcak servis edilen yöre yemeklerine oldukça yakışır. Hem renk hem de acılık vermek için kullanılır.
Karabiber: Toz olarak tüketilebilir. Taze olanı da yoğun bir koku ve lezzet sunar. 100 gramı 255 kalori içerir. Baharlı ve acı bir tadı olan karabiber, hemen hemen her türlü yemekte kullanılabilir.
Kimyon: Ağırlıklı olarak Ortadoğu, Çin, Hint ve Meksika mutfağında tercih edilmekle birlikte Türk mutfağında da sıklıkla tercih edilir. Mide hastalıklarına iyi geldiği bilinir. Gaz giderici özelliği ile bilinir, bu nedenle gaz yapıcı özellikteki (kuru baklagiller, karnabahar vb. kükürtlü sebzeler) yemeklere ilave edilebilir. 100 gramı 375 kalori içerir. Köftelere, et yemeklerine ve bazı kuru baklagillerin (nohut, kuru fasulye gibi) bulunduğu yemeklere çok yakışır.

Hindistan Cevizi: Vücudunuzun Dostu Yağ Asitlerinin Doğal Kaynağı

Yarım kâse dilimlenmiş Hindistan cevizinde neredeyse 4 gr. lif, 142 mg potasyum, 13 mg mağnezyum, 3 gr’dan daha az şeker ve en önemlisi 13 gr kadar yeryüzündeki en iyi kalp dostu ve yaşam destekleyici yağ asitleri mevcuttur.
Hindistan cevizinde bulunan yağ doymuş yağdır,ama bildiğimiz zararlı olan doymuş yağlardan degil. İçeriğindeki doymuş yağ zararlı değil tam tersine yararlıdır.
Hindistan cevizi aynı zamanda enfeksiyonlara karşı bire birdir.
Hindistan cevizi güçlü yag asitleriyle zengindir. Hindistan cevizindeki yağın yüzde ellisi laurik asittir. İnsan vücudunda laurik asit, monolaurine dönüşür ki bu madde temelde mikrop öldürücüdür. Bu da demek oluyor ki bu yağlar antibakteriyaldir.
Hindistan cevizinin faydası büyük.. Sağlıklı günler.. :)

Kamkat Meyvesi nedir? Ne işe yarar..

Kamkat Meyvesi Tam Bir Şifa Deposudur..

Diyetisyenler, kabuğuyla birlikte yenilen tek narenciye çeşidi olan kamkatın, sağlık açısından oldukça faydalı bir besin olduğunu belirtiyorlar .
Kamkat, özellikle tansiyon ve kolesterol düşürmede birebir etkili bir meyve.
Kamkatın portakal, mandalina ve limon familyasından olan bir meyve olduğunu söyleyen Uzman Diyetisyen Serkan Tutar şunları söyledi:
“Bu meyve grubundan olsa da kabuğu ile tüketmeniz daha önemlidir. Kokusu hepimizin sevdiği bergamotunu andırmaktadır. Özellikle tatlı ihtiyacını bastıran meyvelerden biridir.
C vitamini içeriği yüksek olan kamkat güçlü bir antioksidandır. Bağışıklık sistemini güçlendirmesi nedeni ile hastalıklara karşı vücudunuzu koruyucu etkisi bulunmaktadır.
Kabuğu ile birlikte tüketilmesi enfeksiyonlara karşı vücudunuzun güçsüz kalmasını ve hasta olmanızı engeller. A vitamini içeriğinin yüksek olmasının yanı sıra B1, B2 ve B3 vitamini içeriği de yüksektir. Bu vitaminlerin yüksek olmasının sinir sisteminizin düzenli çalışmasına katkısı vardır.
Kalsiyum içeriği yüksek olan kamkat, kemik ve diş sağlığı içinde önemli bir meyvedir. Yüksek kolesterolü olan kişiler için düzenli tüketilmesi önerilir. Bu şekilde kolesterolünüzde uzun süreli düşüşler yaşarsınız. Aynı şekilde tansiyon problemi olan bireyler için de tüketilmelidir.

Değişik bir aroması olması nedeni ile reçel ve marmelat olarak tüketilebilir. Ayrıca meyve suyu ve sos olarak da tüketilmektedir. Kabuğu ile birlikte salatalarınıza da doğraya bilirsiniz.”

Yeşil Çay Ömrü Uzatıyor!


Yeşil çay mı? Araştırmalar çay çeşitlerinin sağlığa faydalarını her geçen gün ikiye katlamaktadır..
40.000 Japon üzerinde yapılan 10 yıllık bir araştırmada, günde 3-4 bardak yeşil çay içen yetişkinlerde erken ölüm riskinin % 26 oranında azaldığı kaydedildi. Yeşil çay kanser riskini azaltır. Yeşil çay, C vitamininden 100 misli daha etkili ve E vitamininden 25 misli daha iyidir. Bu durum kansere bağlı olduğuna inanılan hücrelerin korunmasına yardım eder. Yeşil çay, kolesterol seviyesini düşürerek, kalp hastalığına ve felce karşı koruyucu olur. Kalp krizinden sonra bile, hücre ölümlerini önler ve kalp hücrelerinin geri kazanılmasını hızlandırır. Yeşil çay, serbest radikallere karşı savaşan Polyfenol adlı bir antioksdan içerir. Bunun anlamı, yaşlanmaya karşı savaşmada ve uzun ömürlü olmayı desteklemede yardımcı olur.
Yeşil çay yağları yakar ve metabolizma hızına doğal olarak destek sağlar. Bir günde 70 kaloriye kadar yakar. Bunun anlamı 1 yılda 3-4 kg zayıflama demektir. Yeşil çaydaki antioksidan, kırışma ve cilt yaşlanmasına neden olan serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı cildi korur. Yeşil çay ayrıca cilt kanserine karşı savaşa da yardımcı olur.
Yeşil çay, romatoid artrit riskine karşı koruma ve azalma sağlar. Yeşil çay, kıkırdak dokuyu tahrip eden enzimi bloke ederek, bu dokuyu koruyarak sağlığınıza faydalı olur.

Yoğurtla Kansere Karşı Korunurken Zayıflayın! Harika...

Yoğurtla zayıflamak hayal değil..
Yoğurt içeriğindeki kalsiyum ve fosfor sayesinde diş dostudur. Sağlıklı dişler için yoğurt tüketiminizi artırın.
Ayrıca yoğurttaki proteinin cildin gençliği ve güzelliği için de faydalı olduğunu unutmayın. Bağışıklık sistemini güçlendiren, vücudu kanserden, mide ve bağırsak hastalıklarından koruyan, kemiklerin güçlenmesi açısından da çok önemli olan yoğurdu yağsız olarak tüketmek kilo kontrolünde size yardımcı olacak.
Yoğurtla cildiniz için faydalı maskeler hazırlayabilirsiniz. Cildiniz kuru ise yağlı, aksi takdirde düşük yağlı bir yoğurt tercih edin. Önce yüzünüzü ılık su ve hafif bir temizleyici ile yıkayın. Ardından yüzünüzü güzelce kurulayın ve parmaklarınızla yoğurdu yüzünüze yayın. Yoğurdu masaj yaparak tüm yüzünüze yayın ve ince bir tabaka haline getirin. Bu maskeyi 15-20 dakika kadar yüzünüzde beklettikten sonra nazikçe yıkayın ve bunu 3-4 günde bir tekrarlayın.
Başarılar..

Ağız kokusundan kurtulun!



Ağız kokusu tam bir baş belasıdır.. Ağız kokusu çoğunlukla ağız ve diş hastalıkları kaynaklı bir sorundur. Diş çürüğü, dişeti hastalığı, hatalı yapılmış ya da eskimiş, kırılmış dolgu ve protezler, diş ve dişeti apseleri, sigara kullanımı, ağız bakımının ihmali, ağız kuruluğu (Ağızdan solunum, bazı ilaçlar, tükürük bezi hastalıkları kökenli kuruluk) bunlardan bazılarıdır.
Ağız Kokusunun Başka Faktörleri de Bulunmaktadır
Sinüs, akciğer, boğaz enfeksiyonları,
Gastrit ve ülser gibi sindirim sistemi hastalıkları
Karaciğer ve böbrekteki bazı bozukluklar
Metabolizma bozuklukları
Şeker hastalığı (Diyabet)
Diş eti kanaması da yüksek oranda ağız-diş sağlığının bozulması ile bağlantılı bir sorundur.
Öncelikle ağız kokusunun sebebini bilmek gerekir. Ama ağız hijyeni çok önemlidir. Ağız ve diş temizliği ile birlikte ağızdaki bu kötü kokuyu bazı besinlerle veya yiyeceklerle yok edebiliriz.
*2-3 Taze maydanoz yaprakları iyice çiğnenerek yutulursa 2-3 saat kadar ağız kokusunu yok eder. Güncel hayatta pratik bir uygulama olarak kullanılabilir.
* Dereotu tohumundan birkaç tane ağzınıza alın ve çiğneyin, nefesiniz mis gibi kokacaktır.
Hamilelerin dereotunu sürekli olarak tüketmeleri sakıncalıdır. Yarım litre suya birkaç çay kaşığı dereotu yaprağı veya dövülmüş tohum koyun kaynatıp için.
* Yemeklerden sonra karanfil çiğneyin, karanfilin yağıda anti bakteriyel olduğu için, karanfili ağzınızda uzun süre tutabilirsiniz.
* Ağzınızı her gün bir kaç kez ada çayı ile gargara yapın, bu ağızdaki yaralara ve nefesinizdeki pis kokulara iyi gelecektir. Nane ve maydanozda olduğu gibi adaçayı da nefes tazeleme özelliğine sahiptir.
* Ağız kokusu problemine nane çayı en etkili çözümdür.
* Her yemeğe tarçın konulmaz onun için tarçını koyabileceğiniz her yiyeceğe koyun ve içeceklerinizde de kullanın, zira tarçın ağızdaki bakterilerle çok iyi savaşır. Bulabilirseniz tarçınlı ve şekersiz sakızlardan çiğneyebilirsiniz.